
HÛ, bir hikâye anlatmaz; bir hâli hatırlatır. Sözcüklerden önce gelen sesi, suretlerden önce var olan manayı arar. Bu film; benliğin yavaşça çözüldüğü, “ben”in sustuğu, geriye sadece olanın kaldığı bir iç yolculuktur. Görünen ile görünmeyen arasında, zamanın askıya alındığı bir anda, insan kendine değil, aslına yaklaşır. HÛ, anlatılan değil, hissedilen bir filmdir.