
Büyük şehirde yaşayan Melahat'in yalnızlığını anlatır. Melahat'in oğlu yabancı bir kadınla evlenip yurt dışına yerleşmiştir ve annesinin ziyaretine gelmiyordur. Arkadaşı Hacer de ölünce Melahat, papağanı Çıt Çıt ile başbaşa kalmıştır. Karşı dairesinde oturan karı koca ve çocuklarının konuşmalarını dinleyerek kendini avutur.Günler geçmektedir ve kapısını çalan kimse yoktur. Durmadan çalan telefon onu anılarına götürüp biraz da olsa mutlu etse de toplumsal çürümüşlük, yozlaşma ve aile içi iletişimsizliklerin kol gezdiği çevresinde bedeninin de yavaş yavaş çürümeye başladığını görürüz.