
Dengbêj geleneğinin kadim nefesinden doğan bu şiirsel kısa film, sözün ötesinde bir hikâyeyi anlatır. Diyarbakır ve Mardin’in taş sokakları, suskun avluları ve zamanın gölgesinde duran yüzleri; bir dengbêjin titreşen ağıtıyla birleşerek kelimelere ihtiyaç duymayan bir anlatıya dönüşür. Film, sözsüz sahnelerle ilerler; yalnızca dengbêjin sesi ve dış sesin derin çağrısıyla ruhun katmanlarına iner. Kader, kimlik, insanlık ve sınırların beyhudeliği üzerine kurulu bu görsel anlatı, “Bir hikâye var, anlatılmayı bekleyen…” cümlesiyle başlar ve izleyiciyi kendi iç sesine doğru davet eder. Şarkı, ağıt ve sessi